Haftalık Gündem Değerlendirmemiz [22.01.2025]

BOLU KARTALKAYA KAYAK MERKEZİ'NDEKİ YANGIN

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi’nde meydana gelen yangın felaketi hepimizi derinden sarstı. Vefat eden 76 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Acılı ailelerin acısını paylaşıyor ve taziye dileklerimizi iletiyoruz.

Hâlihazırda bu üzücü olayla ilgili devam eden soruşturma kapsamında 9 kişi gözaltında, biz de süreci hassasiyetle takip ediyoruz.

76 vatandaşımızın hayatına mal olan bu üzücü olayla ilgili iddialar çok vahim… Olayın bütün yönleriyle aydınlatılması için soruşturma titizlikle yürütülmeli ve ihmali olan sorumlular adalet önünde en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için de denetimlerin titizlikle yapılması ve gerekli önlemlerin alınması gerekir.

GAZZE ATEŞKESİ

Gazze’de 15 aydır devam eden soykırımın ardından, siyonist terör rejiminin ateşkesi kabul ettiğini duyurması, Gazze halkının ve direnişin zaferidir. Siyonist terör rejimi, sözde “savaş hedefi” olarak ilan ettiği hiçbir hedefe ulaşamamış ve Filistin direnişini yok etmeyi başaramamıştır. Ancak ateşkes ilanının hemen ardından Gazze’ye yönelik ağır saldırıların sürdürülmesi ve işgal rejiminin gerçek dışı iddialarla anlaşmayı sabote etmeye çalışması, ateşkesin aşamalarıyla ilgili kaygılara yol açmaktadır.

Soykırım sürecinde Gazze halkının yanında fiili olarak yer almayan, kınama açıklamaları dışında herhangi bir adım atmayan bölge ülkeleri, ateşkes sürecinde Filistin halkının garantörlüğünü üstlenmeli, işgal rejiminin sabotaj girişimlerine müdahale etmelidir.

Siyonist işgal medyası tarafından duyurulan Netanyahu’nun ortaklarına esir takasının tamamlanmasının ardından savaşa geri dönüleceğine ilişkin garanti verdiği iddiası ve sözde siyonist yetkililerin, işgal ordusunun Philadelphia Koridoru'nda kalmaya devam edeceğine yönelik beyanları son derece endişe vericidir.

Bu bağlamda, Filistin halkının haklarını savunmak yerine, onları “cehennemi yaşatmakla” tehdit eden ABD’ye bel bağlamak, İslam ülkeleri için acizlikten öte bir ihanettir. Sadece Filistin’de değil Suriye ve Lübnan’a kadar yayılan işgalciler kalıcı olarak Gazze’den çıkarılmalı ve anlaşma ihlaline karşı ortak bir askeri güç oluşturulmalıdır.  Bölgeye insanî yardım girişinde terör rejiminin ambargo girişimleri bertaraf edilmeli, Gazze’nin yeniden ayağa kalkması için seferberlik ilan edilmelidir.

15 aydır gelişmiş tüm imkanlara sahip, milyarlarca dolarlık askeri harcamaya ve Batılı ortaklarının tüm desteğine rağmen Gazze halkına ve direnişine diz çöktüremeyen terör rejimi ve finansörleri bu savaşta kaybetmiştir. Gazze halkının, siyonistlere boyun eğdiren iradesini ve zaferini tebrik ediyor, bu yolda katledilen tüm şehitleri rahmetle yâd ediyoruz.

7 Ekim’den bu yana yaşananlar, dünyanın bir siyonist vahşet tehdidi ile karşı karşıya olduğu hakikatini bir kez daha net olarak ortaya koymuştur. İnsanlık, bu tehlikeyi bertaraf etmediği müddetçe dünyaya huzur ve barışın gelmesi bir hayalden öteye geçmeyecektir.

ABD KAOS İSTİYOR

Suriye’de yönetim değişikliğinden sonra istikrar için adımlar atılması beklenirken ABD’nin DEAŞ’ı bahane ederek askerlerini çekmeyeceğini açıklaması, amacının işgal olduğunu ve bunu siyonist rejim başta olmak üzere bölgesel bazı unsurları kullanarak yapmak istediğini bir kez daha ortaya koymuştur. Herkes, ABD’nin siyonist işgal rejimi ve kendi emperyalist çıkarlarından başka bir değer dünyasına sahip olmadığını ve kullandığı işbirlikçilerini, çıkarlarını tehlikede gördüğünde çekinmeden satacağını bilmelidir.

ABD’nin Kıbrıs ve Ege adalarında askeri üsler kurması da bölgede oluşması muhtemel istikrar ve diyalog zeminini tahrip etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye ve diğer bölge ülkeleri sorunlarının çözümünü istiyorlarsa ABD’yi araya sokmadan ikili görüşmeler gerçekleştirmeli; geçici siyasi çıkarlar uğruna, bölge halklarının huzurunu kaçıracak adımlar atmaktan kaçınmalıdırlar.


 

 

SAHTE ALKOL, CHP VE LAİKÇİ ALKOLİZM

 

 

Türkiye’de alkol tüketimi ve buna bağlı suçlar gündemden düşmüyor. Geçen hafta sahte alkolden dolayı onlarca kişinin ölmesi, durumun vahametini bir kez daha gözler önüne serdi.

 

Sahtesi ya da gerçeği fark etmeksizin alkol tüketimi, toplumsal bir felakettir. Son zamanlarda herkes sahte alkole odaklanmışken gerçek alkolün yol açtığı felaketler gündeme bile gelmiyor. Oysa Yeşilay’ın DSÖ verilerine dayandırdığı istatistiklere göre cinayetlerin %85’i, tecavüzlerin %50’si, şiddet olaylarının %50’si, trafik kazalarının %60’ı ve kadına yönelik şiddetin %70’i alkole bağlı sebeplerle gerçekleşmektedir.

 

Bu veriler gösteriyor ki, “Sahte alkol, içeni öldürür; gerçek alkol ise toplumu öldürür.” Sahte alkolün yol açtığı ölümler için kesinlikle önlemler alınmalı ve zehir tacirleri engellenmelidir. Ancak sahte alkol, toplumu büyük ölçüde etkileyen "normal" alkolle mücadeleyi gölgelememelidir. Alkol tüketiminin şiddet ve toplumsal ifsada yol açtığı bilinmeli ve bu soruna karşı caydırıcı önlemler alınmalıdır.

 

Topluma dayatılan alkolizm ile ilgili maalesef gerekli önlemler alınmamakta ve alkol, bazen ana muhalefet partisi CHP tarafından siyasal bir kimlik oluşturmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Daha yakın zamanda, CHP liderinin mitingde rakıya indirim vaadinde bulunması, toplumun nasıl bir felakete sürüklenmeye çalışıldığını açıkça göstermiştir.

 

Alkol, bu ülkede CHP tipi dayatmacı laikliğin sembolü olarak değer görmüş ve hep teşvik edilmiştir. Alkol kullanımı, CHP tipi Kemalistliğin alamet-i farikası haline getirilmiştir.

Alkole; CHP tipi ideolojik nesil yetiştirmenin mayası olarak hep kıymet biçilmiştir. Geçen yıllarda halka açık alanlarda alkol satışının sınırlandırılması yönünde yapılan bazı uygulamalara karşı CHP’nin verdiği reaksiyon ve rakının sözde “milli içecek” olarak lanse edilmesi, CHP nazarında alkolizmin “kimlik inşası”ndaki rolünün vardığı tehlikeli boyutları ortaya koymuştur.

 

CHP’nin yüz yıldır sürdürdüğü “kimlik inşası” çabaları; toplumu manevi değerlerinden uzaklaştırma, toplumun ruh sağlığını bozma, toplumsal örf, gelenek ve kabul görmüş ahlak anlayışından soyutlama üzerine kurulmuştur. “Kimlik inşası” adına teşvik edilen alkol ise toplumsal değerlerimizin tümünün köküne dökülecek kibrit suyu olarak CHP ve "Beyaz Türk" elitizmi nezdinde kabul görmüştür. Nitekim bazı illerde valilik kararlarıyla umuma açık yerlerde alkol satışı ve tüketimine getirilen sınırlamalar, bizzat CHP ve yedeğindeki sözde seçkinlerin girişimleriyle engellenmiş, kısıtlamalar kaldırılmıştır.

 

Anayasa ve ilgili kanunlar, gençlik ve ailenin korunmasını zorunlu kılmaktadır. CHP ve yedeğindeki sözde seçkinlerin alkol dayatması aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu teşkil etmektedir. Alkol dayatması bu anlamda bariz bir suçtur ve alkolün yol açtığı suç istatistiklerine yansıdığı şekliyle CHP bu yönde toplumsal bir suçu alenen işlemektedir. CHP’nin alkol dayatmacılığına karşı önlem almamak, hatta sessiz kalmak bugünkü yöneticiler için ayıpların en büyüğüdür. Bu ayıptan bir an önce kurtulmaları hem kendileri hem de toplum için yararlı olacaktır. 

 


 

SUÇU SIRADANLAŞTIRAN GÜNDÜZ KUŞAĞI PROGRAMLARI YASAKLANMALI

 

Gündüz kuşağı programlarında terk edilen çocuklar, evden kaçan anneler ve gençler, şiddet uygulayanlar ve mağdurları, istismara uğrayanlar ve istismarcılar, aile içi dolandırıcılık yapanlar, gayrı meşru ilişki sonucu hamile kalanlar ve katillerin ekranlara çıkartılması; söz konusu suç ve ahlaksızlıkların normalleşmesine ve suç oranlarının artmasına neden olmaktadır.

Aile kurumu korunmak isteniyorsa, aile mahremiyetini ortadan kaldıran, aileyi ayakta tutan ahlaki değerleri ve özellikle güven duygusunu tahrip eden, aile ortamını topluma tehlikeli bir alan gibi gösteren bu programlar acilen yasaklamalıdır.

 

6284 SAYILI KANUN NE AİLEYİ KORUYOR NE DE ŞİDDETİ ÖNLÜYOR

6284 sayılı kanuna göre şiddetin hislere ve algılara dayanacak kadar belirsiz ve ucu açık bir kavram olarak tanımlanması, yalnızca kadının beyanının yeterli kabul edilmesi suistimallere yol açmaktadır. Basit anlaşmazlıkların ağır şiddet vakalarıyla eş değer tutulup erkeğin 1 ila 6 ay arası evden uzaklaştırılması, onun hem çocukları hem de toplum nazarındaki itibarını kaybetmesine neden olmakta ve bu durum nefreti ve şiddeti körüklemektedir.

Dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan bu kanun, bizim ülkemizde uygulanırken Hollanda, Belçika, Fransa ve İspanya gibi Avrupa ülkelerinde uzaklaştırma süresi 3 ila 7 gün arasında tutulmakta, tarafların teskin edilmesi hedeflenmekte, iki tarafa da psikolojik destek sağlanmaktadır.  Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı verilere göre 2019 yılında 553 bin 463 erkek evden uzaklaştırılmıştır.

Aileyi koruma hedefine hizmet etmeyen aksine aileyi dağıtan ve kadını ağır şiddet vakalarında asla koruyamayan 6284 sayılı kanun, uygulanmaya başlandığından bu yana boşanma ve şiddet oranlarının artmasından başka bir işe yaramamıştır. Bu nedenle söz konusu kanun, iki tarafın da hakkını koruyacak ve aile bütünlüğünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

 

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.